3 Ocak 2012 Salı

Cennetten De Garip

Merhaba, ben Kötü Adam. 7saniye aralıkla gülümsüyorum, gülümsemem 3 saniyemi alıyor. Surat asmak daha keyifli ve zahmetsiz. Genel olarak bu çağın adamı değilim, bu zamanın ruhu bana göre değil. Hep böyle düşünmüşümdür.  Mutsuzluk bir zaman döngüsünden ibarettir, bence. Yıldız ve gezegenlerin doğal ritmine uyarak doğanın baharı ve kışı, kendini yenilemesi gibi biz de bazen kendimizi yeniler bazen de kırıklarımızı aldırırız, canımızı acıtsa bile ki bu yaşamanın gerekliliğidir. Mesela bazen geceyi elektrikle gündüze çevirmeseydik daha mutlu olurduk yahut yazı kışa, kışı yaza döndürmeseydik. Yaşamı bir şeylere dönüştürmek için o kadar çok çalıştık ki, o kadar çok arabeskleştirerek tanrıcılık oynadık ki şimdi insan olduğumuzu unutur olduk gibi geliyor, çoğu zaman bana.

İnsan mutluluğu kısa bir andır. Genel bağlamda da hayallere bağlı, eldesi de bir hayli basit bir meseledir.  Peki, madem öyle ise sorulması gereken asıl soru “neden insan mutsuz olur?” yahut neden “neden mutsuzum lan it?” olması pek muhtemel.

Cevap veriyorum, ben şıkkı. Anlamadınız değil mi? Sizsiniz sizi mutsuz yapan. Biri sizi mutsuz yapamaz, siz mutsuz olmak istersiniz. Bunun en temel nedeni de hepimizin sikimsonik beklentilerinin var olması. Haliyle sikimsonikliği ile doğru orantılı olarak çoğu zaman da gerçekleşmeyen... Beklentileri akıllıca seçmenin faydasından bahsetmek çok manasızdır lakin unutmamak da gerek bazen sizi kendinizden daha çok sevecek birini asla bulamayacağınızı. Siz farkına varmasanız bile bir süre sonra da modern çağın tüketim furyasından payını almış sıkılgan bir insanının da yapacağı gibi “nasılsa olmuyor, o zaman en olmazı isteyelim” mottosuna kapılıyor ve gururunuzu kurtardığınızı, zafer kazandığınızı sanıyorsunuz, fakat ebedi bir mutsuzluğa, yokluğa kapılıyorsunuz. Ama düşünün bir, hatta söyleyin “ama ben Divan Edebiyatçısı değilim ki amına koyim imkânsızı arayarak günümü kurtarayım, saraylarda yaşayayım”. Siz 80 m2 ‘lik 2+1 genelde kaloriferi bile olmayan evlerde yaşayan insanlarsınız. İşte sizi mutsuz yapanların da modernizm dedikleri şey bu. Kanmayın. Olmayın onların istediği gibi, ezilmeyin çalışın dedikleri gibi. Mutsuz iseniz siktirip gidin, sizin onlara değil onların size ihtiyacı olduğunu unutmayın. Mutlu olduğunuz, olacağınız şeyi yapın. Mutlu olması gereken o orospu çocukları değil sizsiniz, bunun artık farkına varın. Sizin mutlu olmanız gerekiyor, sizin. Basit beklentilerle sağlanan saf ve katıksız, çıkarcı olmayan ama ucuzlaşmayan da mutluluk… Hadi çıkın o modernizmin sizi soktuğu fosseptik çukurlarından, bu sefer sadece kendiniz için.

Yazarın da benzerini dediği gibi insan iki bacak ve binlerce hayal kırıklığından oluşur. Eğer siz beklentilerini yok denecek seviyeye indirebilirseniz ki bu zordur, her boktan memnun olursunuz. Son zamanlarda hızla artan bir kitleye sahip olan bir güruhun da yaptığı budur. İnsanlar gelip geçicidir, hayatlar da öyle.  Arkadaşlar, dostlar, aşklar… Hepsi gelir ve geçer ve çoğunlukla da hepsi iyi günlerinde yanındadırlar. İyi gününde yanında olan birine ‘iyi arkadaş’ denir. Benim epey eski iyi arkadaşım vardır. Ama konunun bunla bir alakası yok. Davranış bilimi der ki; “başarısız olursan mutsuz olursun, ama bir arkadaşınız sizin başarısız olduğunuz işte başarılı olursa daha da mutsuz olursun”. Bu nedenle biriyle tanıştığınızda onun adam olmayacağı, hatta bana yararından çok zararı olacağını düşünüyorsanız ileride böyle bir durumda hiçbir hayal kırıklığınız olmaz; anca tersi durumda özen gösterir ve onunla ilgili ufak da olsa umut veya hayal kurarsanız ve bunlar gerçekleşmez ise ufak bile olsa mutsuz eder insanı. Adam olduğunu ve fayda sağladığını gördüğünüzde de bonus-muşcasına mutlu eder sizi. İşte bu tip insanlar bu hayal kırıklıklarından kendini korur, robotlaşır. Bu durum son derece oportünist bir yaklaşım gibi gözükse de kişi burada aslında kendi merkeziyetçiliğini, bir nevi otoritesini korur. Ancak bu durumun son derece sakıncaları olduğu aşikardır, art niyet ve korkaklık gibi. Bu tip insanlar art niyetli yaklaşımları sonucu bir süre sonra hiçbir şeye cesaret edemez duruma gelir. Yalnızlaşır. Yani bu esasında bir insan davranışı değil tam anlamıyla büyük kapital sahibi şirket davranışı gibi gözükmektedir. İşte bu nedenledir ki insanlarda bu tip davranışların son zamanlarda artması da güce-paraya açlık çeken insanların kendilerini şirketleştirmesidir. Ama onların yaptığı tam anlamıyla çift kişilik bir bisiklete tek kişi binmekten farksızdır.

İnsanlar kendilerini kandırmayı severler, ama yalnızken. 100 kilo olan biri şişmanlığının bilincine varmış olmasına rağmen kendini böyle de pek ala yakışıklı yahut çekici bulabilir. Aksi takdir de zaten yaşayamaz bu psikoloji ile, bu açık. Bu durum oradan bakınca aynı minik farenin kendini aslan sanıp kükremesi gibi bir şeydir, ve fakat hayatın olmaz ise olmazıdır. Ama ikisinin durumu da göz önüne aldığınızda ne fare ne de şişman bu yaptıkları sonucu bir gün öleceği gerçeğiyle karşı karşıya gelmek istemez. İşte bu da bu sistemin bir nevi geri beslemesidir. Kandır, yine kandır, hep kandır. Ta ki ölene dek. Bu hastalıklı düşünce kişinin yaşamı boyunca devam eder; ta ki, karşısına biri çıkana kadar. Burada çıkan kişinin ona sevgi besleyip-beslememesinin hiç önemli olmadığı bir durumdur bu. Önemli olan ona içindekinin ucundan birazcık göstermesi durumudur ki bu da son derece zaman alıcı bir iştir. Çoğu zamanda gören kişinin topuklarını kıçına vura vura kaçarak gittiği bir zamansal olaydır. Gayet tabi insan bir kez kendini kandırmaya ve yalnız olmaya alıştı mı başkasını istemez olur hayatında. Ama arada dener, acaba der, acaba yapabiliyor muyum? Bazıları da yalnız kalamaz hayatta, yapamaz. Onların yalnızlığı daha derindir aslında, ama başarılı. Eğer kendini kandırabiliyorsan başarılısındır, yaşama sanatında.

İnsanları sevmem ben. Hatta insan derim bazen, üstüne basa basa sevmediğim şeylere. Kargaları severim mesela, kimse sevmez onları. Yeterli bir sebep. Bir şeyi sevmek ya da sevmemek insan olma işidir; bazen seversin, o sevmez ama yine de sevmeye devam edersin. Bazen sevmezsin o da sırf sen sevmiyorsun diye sevmez. Onlar işte herkese aynı numara gözlüğü veren doktorlar gibidirler, oysa benim kendime ait çok başka numaralara sahip bir gözlüğüm var.



İnsan yazmayınca unutuyormuş, kendini bile. Eğer yazmasaydım ben de bir katil olurdum.

0 Adet Bişeyler Söyleyiveren:

Yorum Gönder